Saturday, February 7, 2009

Deniz İnsanı

Gün yeteri kadar aydınlık doğmuyor İsveç’te. Sanki önceki güne kaldığım yerden devam ediyorum. Bazen uyandırmanız gerekiyor kendinizi. Bedeninizi değil ruhunuzu… O kadar çok havuza gidesim geldi ki bugün. Yüzme havuzuna 5 aylık üyeliğimi çoktan aldım. Gittim. Kapalıydı bugün. Bu kadar kötü hissedeceğimi düşünmemiştim. Ne kadar çok suya ihtiyacım varmış bugün.

Çareyi duş almakta buldum. Yüzemeyince duş da işe yarıyor. Gizem bebek de hissetmiş Arda bebeğin suya ihtiyacını. O da bıcı bıcı yapsın dedi bana.

Denizi olan şehirleri sevdim hep. İstanbul’da açtım ya gözümü. Ondandır. Daha 7 aylıktım. Doğduktan sonraki 7 ay değil. Annemin karnındaki 7. ay. Fotoğrafları var annemin. Kilyos sahillerinde dalgalar arasında. Belki ondandır. Bütün ailem Balkanlardan. Ege çocuğuyum ben. Belki de ondandır.

Arda. Bulgaristan’dan bir nehir adı. Sengel. Selanik’ten bir nehir adı. Hikaye bu ya, sudan gelmiş adım.

Denizi olan şehirleri sevdim dedim ya… Denizi olmayan şehirlerde de hep denizi düşledim. Sanki her tepenin arkasından dalga sesi gelecek kulağıma. İsveç’i de bundan seçtim aslında. Nehirler, bir sürü nehirler… Göller, bir sürü göller… Stockholm adalardan oluşuyor sanki. Gündüz gözüyle görmedim. Ama gece üstünde uçarken parça parça ışık adaları göz kırpıyordu bana.


Yağmuru pek sevmediğimi düşünürdüm. Yanılmışım. İsveç’te yağmur yağmadı hiç. Sanki, yağsa bir şeyler olacak. Hissediyorum, yağmur yağsa bir şeyler olacak. Yağmur şarkıları var ya. Onları da sevdim. Ara ara bir şarkı mırıldanıyorum: Akşama doğru azalırsa yağmur, kız kulesi ve adalar / Ah burada olsan çok güzel hala, İstanbul’da sonbahar…

Şimdi biraz yağmur olsa. Fincanımda biraz kahve. Kulağımda hafiften bir jazz. Elimde de Sunay Akın’dan satırlar.


Adaları sevdim İstanbul’da en çok. Onlar İstanbul’un çilleri. Teker teker gülümsüyorlar…

Deniz kokan şehirler, deniz kokan şarkılar… Deniz kokan kızları da sevdim. İzmir’in denizi kız, kızları deniz kokar derler. Doğrudur. İnsanı güzeldir denizi olan şehirlerin. Havası güzeldir çünkü. Ne aniden çok ısınır ne de soğur. Yavaşça alıştırır kendine. Kızmaz öyle hemen. Huzurludur.

Renklerden de en çok maviyi sevdim. Turkuaz güzeldir. Keşke Türk bayrağı da turkuaz olsaydı. Ufuklara bakardık belki o zaman.

Rakı balık da güzel giderdi aslında. Geldiğimden beri balık yiyorum kantinde. Ama şöyle denize yakamoz vursa, dalga sesleriyle bi ufak Kara Efe… Çağdaş’la şezlonglara oturuyoruz Olympos’ta. Arada ufak bi‘ masa. Masada biraz kavun biraz peynir. Bardan canlı canlı gitar sesi arkada…


“Kara insanı topraktan, deniz insanı sudan yaratılır.” der Halikarnas Balıkçısı. Pek sevmem Balıkçı’yı. Çokça ölüm geçer hikayelerinde. Bir de palavracının tekidir. Ama şu deniz insanı denilen şey var ya… İşte ortak yanımız o Balıkçı’yla.

3 comments:

  1. :) güzeldi. bitmeseydi keşke:) uzatsana bu yazıyı:)

    ReplyDelete
  2. tadı damağımızda kalıversin bu sefer... =)

    ReplyDelete

Bence